İçeriğe geç
Kardelen

Sokakların hikâyesi, yaşamın nabzı

Hayvanlar

Yaşlanmayı Bilmeyen Canlılar ve Ölümsüz Denizanası

Bazı canlılar yaşlandıkça zayıflamıyor, biri ise yaşam döngüsünü geri sarabiliyor. Yaşlanma sanıldığı gibi kaçınılmaz bir çürüme değil.

Nesrin Yalçınel 4 dk

Yaşlanmak, canlılık kadar kaçınılmaz görünen bir süreç. Hücreler yıpranır, onarım mekanizmaları yavaşlar, dokular eski esnekliğini yitirir ve sonunda sistem bir yerinden verir. Ancak doğada bu tarifin dışına çıkan, yaşlandıkça ölme olasılığı artmayan, hatta yaşam döngüsünü tersine çevirebilen canlılar var. Bunlar bilim kurgu abartısı değil; laboratuvarda ve doğada gözlenmiş, ölçülmüş örnekler.

Yaşam döngüsünü geri saran denizanası

En çarpıcı örnek, yalnızca birkaç milimetre boyundaki küçük bir denizanası türü. Bu canlının yaşam döngüsü, çoğu denizanasında olduğu gibi iki aşamalıdır: önce deniz tabanına tutunan sabit bir polip evresi, sonra suda serbestçe yüzen yetişkin evre. Normalde bu yol tek yönlüdür. Ancak söz konusu tür, açlık, yaralanma veya ani sıcaklık değişimi gibi ağır bir baskı altında kaldığında yetişkin haldeyken kendini toparlayıp yeniden polip evresine dönebiliyor.

Bunu yaparken hücreler, uzmanlaşmış kimliklerinden vazgeçiyor. Kas hücresi kas hücresi olmayı bırakıyor, sinir dokusu kimliğini bırakıyor ve hepsi daha genel amaçlı bir hale geri dönüyor. Sonra bu hücrelerden yeni bir polip kuruluyor ve döngü baştan başlıyor. Bu, yaşlanmanın durdurulması değil, saatin sıfırlanması. Elbette bu canlı ölümsüz değil; yenebilir, hastalanabilir, uygun olmayan koşullarda yok olabilir. Ama yaşlılıktan ölmek zorunda değil.

Yaşlandıkça zayıflamayanlar

Daha az dramatik ama belki daha öğretici bir grup, yaşlanma belirtileri neredeyse hiç göstermeyen canlılardan oluşuyor. Bazı kaya balıklarının yüzyıldan fazla yaşadığı, ileri yaşlardaki bireylerin gençlerden daha az üremediği, hatta daha çok yumurta bıraktığı belgelenmiş durumda. Bazı kaplumbağa türlerinde de yaşla birlikte ölüm riskinin artmadığı gözleniyor. Bu duruma bilimsel yazında ihmal edilebilir yaşlanma deniyor.

Soğuk sularda yaşayan bazı köpek balıklarının yaşı, göz dokusundaki proteinlerin birikim hızından hesaplanabiliyor ve bu yöntemle bulunan rakamlar üç yüz yılı aşabiliyor. Bir ağaç ölçeğinde ise sayılar daha da uzuyor: bazı çam türlerinin bireysel olarak dört bin yılı geçtiği, kök sistemleriyle çoğalan bazı bitki topluluklarının ise on binlerce yıllık olduğu biliniyor.

Uzun yaşamın ortak yanları

Bu canlılara birlikte bakıldığında bazı ortak örüntüler beliriyor. Çoğu yavaş yaşıyor: metabolizması düşük, büyümesi yavaş, üreme yaşı geç. Çoğu soğuk ortamlarda bulunuyor; düşük sıcaklık, hücresel yıpranmayı üreten kimyasal süreçleri yavaşlatıyor. Çoğunun doğal düşmanı az ya da savunması güçlü. Bu son nokta önemli, çünkü yaşlanmanın evrimsel açıklamalarından biri tam olarak buna dayanıyor.

Fikir şu: eğer bir canlı doğada zaten birkaç yıl içinde yenilecek veya hastalanacaksa, altmış yaşında işe yarayacak bir onarım mekanizmasına yatırım yapmanın evrimsel bir getirisi yoktur. Doğal seçilim, üreme yaşından sonra ortaya çıkan sorunlara karşı neredeyse kördür. Buna karşılık kabuğu sayesinde nadiren avlanan bir kaplumbağa ya da derin ve soğuk suda yaşayan bir balık için uzun ömre yatırım karşılığını verir. Yani yaşlanmanın hızı, o canlının kaza ve avlanma riskiyle şaşırtıcı biçimde uyumlu.

Sınırsız yenilenme neden herkeste yok

Akla gelen soru şu: madem bazı canlılar hücrelerini durmadan yenileyebiliyor, bu yetenek neden yaygınlaşmadı? Cevabın önemli bir kısmı denge. Sınırsız bölünme ve kimlik değiştirme yeteneği, aynı zamanda kontrolsüz büyümeye açık kapı bırakır. Karmaşık dokuları olan büyük canlılarda hücrelerin ne zaman duracağını bilmesi hayati önemdedir; bu frenler gevşetildiğinde ortaya çıkan sorun, yaşlanmadan çok daha hızlı öldürür.

İkinci kısım ise maliyet. Sürekli onarım enerji ister ve bu enerji üremeden, büyümeden veya hareketten kısılır. Kısa yaşayıp çok yavru bırakmak ile uzun yaşayıp az yavru bırakmak arasında bir tercih vardır ve doğa her ortam için farklı bir noktada karar kılar.

Bu dengenin izlerini insanda da görmek mümkün. Vücudumuzda hızlı yenilenen dokular vardır; bağırsak yüzeyi birkaç günde, deri birkaç haftada tazelenir. Buna karşılık kalp kası ve sinir hücrelerinin çoğu ömür boyu aynı kalır. Yenilenme kapasitesi yüksek dokular daha çok yıpranmaya açık yerlerde, düşük olanlar ise düzenin bozulmasının kabul edilemez olduğu yerlerde bulunur. Yani beden bile kendi içinde farklı stratejileri aynı anda yürütüyor.

Yaşlanmayan canlılar bize ölümsüzlük vaadi sunmuyor. Sundukları şey daha ilginç: yaşlanmanın fizik yasalarının dayattığı kaçınılmaz bir çürüme değil, koşullara göre ayarlanabilen bir strateji olduğu fikri. Birkaç milimetrelik bir denizanası, bu ayarın ne kadar esnek olabileceğini gösteriyor.