Fotoğraf Çekilmekten Hoşlanmayanların Haklı Nedenleri
Kamera doğrultulunca neden geriliriz? Aynadaki yüz ile fotoğraftaki yüz arasındaki fark ve o huzursuzluğu azaltmanın yolları.
Sibel Tanören 3 dk
Kalabalık bir masa, güzel bir an, biri telefonu kaldırıyor. "Hadi bir fotoğraf çekelim." Herkes toplanıyor, gülüyor. Bir kişi ise farkında olmadan yarım adım geriliyor, saçını düzeltiyor, yüzüne nasıl bir ifade koyacağını bilemiyor. Fotoğraf çekiliyor, sonra o kişi hemen ekrana bakıyor: "Ben kötü çıkmışım, silelim mi?"
Fotoğraf çekilmekten hoşlanmamak, kibirle ya da özgüven eksikliğiyle açıklanamayacak kadar yaygın bir durum. Kendini son derece rahat hisseden insanlar bile kameraya doğru dönüldüğünde gerilebiliyor. Nedeni, göründüğümüzden çok, görülme biçimimizle ilgili.
Aynadaki yüz, fotoğraftaki yüz
Kendi yüzümüzü hayatımız boyunca çoğunlukla aynada görürüz. Aynadaki görüntü ise ters çevrilmiştir. Yıllar içinde bu ters görüntüye alışırız ve onu "kendimiz" sayarız. Fotoğrafta ise yüzümüzü başkalarının gördüğü hâliyle görürüz. Aradaki küçük asimetriler birden fark edilir hâle gelir.
Bu yüzden birçok insan kendi fotoğrafına baktığında tanıdık ama biraz yanlış bir yüz görür. Beynimiz bu ufak sapmayı hoşlanmama duygusuna çevirir. Aynı fotoğrafa bakan arkadaşınızın hiçbir sorun görmemesinin nedeni de budur: onlar sizi zaten hep bu şekilde görmüştür.
Donmuş anın haksızlığı
Bir diğer neden, fotoğrafın hareketi durdurmasıdır. Gerçek hayatta yüzümüz sürekli değişir. Gülümseme yayılır, kaybolur, bakış kayar. İnsanlar bizi bu akış içinde görür ve genel bir izlenim oluşturur. Fotoğraf ise bu akıştan tek bir kareyi çekip alır ve sabitler. O kare, gülümsemenin ortasına ya da göz kırpmanın tam anına denk gelmiş olabilir.
Yani fotoğraf bizi göstermez; bizim bir salise'mizi gösterir. Bir salisenin bütünü temsil etmesi ise adil değildir. Fotoğrafı beğenmemek çoğu zaman görünüşle değil, bu temsille ilgili bir itirazdır.
İzlenildiğini bilmenin etkisi
Kamera doğrultulduğu anda insan kendini dışarıdan izlemeye başlar. Doğal davranışlar birden bilinçli hâle gelir: eller nereye konacak, gülümseme ne kadar sürecek, duruş nasıl olacak. Bilinçli hâle gelen her hareket bir miktar yapaylaşır. Bu yüzden poz verilmiş fotoğraflar sıklıkla gergin görünür.
Buna karşılık habersiz çekilen kareler çoğu zaman daha sevilir. Çünkü orada kendini izleme durumu yoktur. Bu da fotoğraf çekilmekten hoşlanmayan insanlar için pratik bir ipucu verir: poz vermek yerine bir şey yaparken çekilmek çok daha rahatlatıcıdır. Konuşurken, yürürken, bir şeye bakarken.
Fotoğrafların asıl işlevi
Yıllar sonra eski fotoğraflara baktığımızda ilginç bir şey olur. O zaman beğenmediğimiz karelere artık başka bir gözle bakarız. Yüzdeki ayrıntılar önemini yitirir, geriye o günün havası kalır: kimlerin yanımızda olduğu, nerede olduğumuz, ne kadar genç olduğumuz. Fotoğrafın değeri güzellikte değil, tanıklıkta ortaya çıkar.
Bu yüzden "kötü çıktım, silelim" refleksi aslında geleceğe verilmiş bir zarardır. Silinen kare, yıllar sonra çok değerli olabilecek bir kaydı yok eder. Bugünün estetik kaygısı, gelecekteki hatıranın önüne geçer.
Kameraya karşı yumuşamak
Bu huzursuzluğu tamamen ortadan kaldırmak gerekmez; azaltmak yeterlidir. İşe yarayan birkaç basit yaklaşım var. Kendi fotoğraflarınıza ilk gördüğünüz anda karar vermemek bunlardan biri; birkaç gün sonra bakıldığında aynı fotoğraf çok daha normal görünür. Bir diğeri de fotoğrafın kimin için çekildiğini hatırlamak. Çoğu zaman o kare sizin için değil, o anı paylaşan insanlar için çekiliyordur.
Bugünün şartları bu huzursuzluğu ayrıca büyütüyor. Telefonlar sınırsız sayıda kare çekiyor, filtreler ve düzenleme araçları her yüzü değiştirebiliyor. Sürekli işlenmiş görüntülere bakan bir göz, ham bir fotoğrafı kusurlu bulmaya alışıyor. Oysa karşılaştırma yapılan şey gerçek bir yüz değil, üzerinde çalışılmış bir sonuç. Bu eşitsiz kıyas, kimsenin kazanamayacağı bir yarış.
Bir de fotoğrafların paylaşılma ihtimali var. Eskiden bir kare albümde kalırdı; bugün birkaç saniye içinde onlarca kişiye ulaşabiliyor. Bu yüzden çekilmekten çekinen insanların bir kısmı aslında fotoğraftan değil, kontrolsüz yayılmadan rahatsız oluyor. Bu durumda söylenecek şey basit: "Paylaşmadan önce bana sorar mısın?" Çoğu kişi bu isteği gayet doğal karşılar.
Ve en önemlisi: kimse sizin fotoğrafınıza sizin kadar dikkatle bakmıyor. Başkaları o karede bir yüz kusuru değil, tanıdık bir insan görüyor. Bunu bilmek, bir dahaki sefer telefon kaldırıldığında yarım adım geri çekilme ihtiyacını epeyce azaltır.