İçeriğe geç
Kardelen

Sokakların hikâyesi, yaşamın nabzı

Kişisel Gelişim

İş Değiştirme Kararını Sağlıklı Vermenin Yolu

Kaçmakla gitmek arasındaki farkı ayırt etmek, iş değiştirme kararının kalitesini belirliyor. Adım adım bir değerlendirme.

Sibel Tanören 4 dk

İş değiştirme düşüncesi genellikle tek bir günde doğmaz. Önce pazartesi sabahlarına karşı belirsiz bir isteksizlik başlar, sonra iş dışında konuşulan cümlelerin çoğu işten şikâyet hâline gelir, en sonunda kişi kendini akşamları başka ilanlara bakarken bulur. Ama düşünceyle karar arasında uzun bir mesafe vardır ve bu mesafede çoğu insan aylarca, hatta yıllarca sıkışıp kalır.

Sıkışmanın sebebi bilgi eksikliği değildir. İnsan genellikle mevcut işinden memnun olup olmadığını bilir. Karar veremeyişinin sebebi, iki farklı korkunun aynı anda çalışmasıdır: kalırsam zaman kaybederim korkusu ve gidersem daha kötüsüne düşerim korkusu. Bu iki korku birbirini dengelediği sürece hiçbir yöne hareket edilemez.

Önce şikâyetin adresini bulun

İş değiştirmeden önce cevaplanması gereken ilk soru şudur: rahatsızlığın kaynağı gerçekten bu iş mi? Çünkü aynı rahatsızlık üç farklı yerden geliyor olabilir ve her biri farklı bir çözüm gerektirir.

Kaynak bazen yapılan işin kendisidir; kişi yaptığı işi anlamsız ya da sıkıcı buluyordur. Bu durumda şirket değiştirmek çare olmaz, çünkü aynı iş başka bir binada yapılmış olur.

Bazen kaynak ortamdır; yönetici, ekip kültürü, çalışma koşulları. Bu durumda aynı işi başka bir yerde yapmak gerçekten çözüm olabilir.

Bazen ise kaynak işin tamamen dışındadır. Uzun süredir dinlenmemiş, hayatının başka bir alanında tıkanmış ya da tükenmişliğe yaklaşmış biri, huzursuzluğunu en görünür yere, yani işe yansıtır. Bu durumda istifa geçici bir rahatlama verir ve birkaç ay sonra aynı his yeni işte tekrar belirir.

Ayrımı yapmanın basit bir yolu vardır: iki hafta gerçekten dinlendikten sonra aynı işe dönme fikri hâlâ ağır geliyor mu? Geliyorsa mesele büyük ihtimalle işin kendisindedir.

Kaçmak ile gitmek arasındaki fark

Kararların kalitesini belirleyen şey, çoğu zaman motivasyonun yönüdür. Bir işten kaçarak alınan kararlarda tek kriter "buradan uzaklaşmak"tır; bu yüzden ilk çıkan seçenek kabul edilir ve birkaç ay sonra benzer sorunlarla karşılaşılır.

Bir yere doğru gitmek ise farklıdır. Burada kişinin aklında gitmek istediği yön vardır; öğrenmek istediği bir şey, üstlenmek istediği bir sorumluluk, ulaşmak istediği bir çalışma biçimi. Bu netlik, seçenekleri elemeyi de kolaylaştırır.

Pratik bir test: yeni işi anlatırken kurduğunuz cümleler ağırlıklı olarak eski işiniz hakkındaysa, muhtemelen henüz gitmiyorsunuz, kaçıyorsunuz.

Riski küçük parçalara bölmek

Karar büyüdükçe felç etkisi artar. Bu yüzden kararı tek bir "evet ya da hayır" anı olmaktan çıkarıp aşamalara bölmek işe yarar.

İlk aşama bilgi toplamaktır ve hiçbir riski yoktur. Sektördeki insanlarla konuşmak, ilanları okumak, gerçek maaş aralıklarını öğrenmek. Bu adımlar kimseye bir taahhüt vermez ama karar için gereken zemini kurar.

İkinci aşama denemektir. Görüşmelere girmek, istifa etmek anlamına gelmez. Birkaç görüşme, hem piyasadaki değerinizi hem de gerçekten heyecan duyup duymadığınızı gösterir. Bazı insanlar bu aşamada mevcut işlerine daha olumlu bakmaya başlar; bu da değerli bir sonuçtur.

Üçüncü aşama ise dayanağı kurmaktır. Birikim, aile durumu, sağlık sigortası gibi somut şartlar netleştirilmeden alınan kararlar, sonradan geri alınamayan baskılara dönüşür. Cesaret, hazırlıkla birlikte yürüdüğünde işe yarar.

Bu aşamalar arasında sıkça atlanan bir adım daha vardır: mevcut işte değişiklik istemeyi denemek. Pek çok kişi görev değişikliği, farklı bir ekibe geçiş ya da çalışma düzeninde bir esneme talebini hiç dile getirmeden istifa eder. Talep reddedilse bile kayıp yoktur; kabul edilirse, aylarca sürecek bir iş arama süreci ortadan kalkar. Ayrıca bu konuşma, kurumun size gerçekte ne kadar değer verdiğini de açıkça gösterir.

Kalmayı da bir karar hâline getirin

En yorucu durum, gitmemekle kalmamak arasında sonsuza kadar sallanmaktır. Kişi ne işine tam olarak yatırım yapar ne de çıkışa hazırlanır; iki tarafın da maliyetini öder, faydasını almaz.

Bu yüzden "şimdilik kalıyorum" demek de gerçek bir karardır ve söylenmelidir. Ama süreli olmalıdır: altı ay boyunca kalıp şu koşulların değişip değişmediğine bakacağım gibi. Süre dolduğunda tekrar değerlendirilir. Böylece bekleyiş pasif bir sürüklenme olmaktan çıkar, bilinçli bir tercih hâline gelir.

Doğru zaman diye bir şey nadiren gelir. Ama hazırlıklı zaman kurulabilir. Karar verirken aranması gereken şey kesinlik değil, hangi sonuçla karşılaşırsanız karşılaşın onu taşıyabilecek durumda olmaktır.